Categories
Minimalism

İşlerini ertelemeyenlerin sahip olduğu 2 alışkanlık

Bu yazı bir çeviridir. Makalenin aslı için: Leo Babauta

İşlerini hiç ertelemeyen birini bulmak neredeyse imkansızdır – kendi deneyimlerime göre insanların %95-99’u en azından günlerinin bir bölümünde işlerini erteleniyor. Günün büyük bir bölümünde erteleyenlerin sayısı da az değil!

Bu bir yargılama değil- ben de işlerimi erteliyorum. Bu daha çok strese, belirsizliğe, zor görevlere, bunalıma, dikkat dağınıklığına ve daha fazlasına karşı alıştığımız tepkilerimizi anlamakla ilgili. Çoğumuz çocukken ve gençken edindiğimiz alışkanlıklara bağlı olarak işlerimizi erteliyoruz.

Ancak bazı insanlar nadiren işlerini erteler. Bu kişileri bulmak tek boynuzlu at bulmak gibidir- güzel ve biraz da inanılmaz! Bu yüzden böyle birini denk geldiğimde bu kişiyle röportaj yapıyorum.

İşte işlerini ertelemeyen kişilerin sahip olduğu iki alışkanlık (bunlar çoğu zaman uygulamaya çalıştığım alışkanlıklar) ve ayrıca yararlı bulduğum bonus bir alışkanlık daha:

  1. Gelecekteki Sen’e şefkat besleyin: Bu, işini ertelemeyenler için doğru bulduğum en önemli şey ve çoğu bunu gerçekten düşünmeden yapıyor! Gelecekteki hallerini en çok neyin mutlu edeceğini veya en az neyin acı vereceğini düşünüyorlar. Sonra da işe koyuyorlar. Basit, değil mi?
  2. Adımları küçük ve yapılabilir hale getirmek: Bu oldukça yaygın olarak verilen bir ipucu ancak yukarıdaki alışkanlıkla birleştirildiğinde güçlü bir etki yaratıyor. Zor bir iş üstlenin ve bu işi daha küçük, daha kolay, daha yapılabilir hale getirin.
  3. Bonus: Yapılacak işe kendinizi tamamen açın. Bu işini ertelemeden yapan her kişide illa olan bir özellik değil fakat bunu ekledim çünkü… harikalar yaratıyor. Kendimizi yaptığımız işe kapatmak ve bu işin bir an önce bitmesini istemek yerine bu işe kendimizi tamamen açabiliriz.

Bu alışkanlıkların her birini biraz daha detaylı bir şekilde inceleyelim.

Gelecekteki Sen’e Şefkat Besleyin

Bunu daha önce duydunuz ancak üzerine tekrar düşünmeye değer. En sevdiğim meditasyon hocalarımdan biri geçen gün bunun hakkında yazdı ve ben de biraz bu konuyu ele almak istiyorum.

Sanırım işlerini ertelemeyenler henüz ilkokuldayken bu alışkanlığı geliştirdi ve çoğu zaman bunu yaptıklarının farkında bile değiller. Gençken bir şey oldu – belki bir ödevi erteledikleri için geç teslim ettiler ya da son dakikada yapmak zorunda kaldılar ve gerçekten bundan nefret ettiler – ama işleri ertelemenin gelecekte acı çekmeye eşit olduğunu öğrendiler.

Yapılması gereken işi ertelemek yerine şöyle bir zihinsel düşünme alışkanlıkları sahipler:

  1. Bu işi şimdi ertelersem benim için gelecekte bu daha fazla sorun oluşturacak veya;
  2. Bunu şimdi yaparsam gelecekte daha mutlu olacağım ve bu nedenle;
  3. Bunu bir an önce halletmeli ve şimdi işe koyulmalıyım.

Çok basit bir mantık ama bu bir alışkanlık olarak kökleşmiş olmalı. Bunun yerine çoğu insanın şu şekilde bir düşünme alışkanlığı vardır:

  1. Bunu daha sonra yapabilirim, sorun değil, şu anda başka bir şey yapmayı tercih ederim; veya
  2. Şu anda bu acıdan uzaklaşmak istiyorum, bu işi yapmak yerine ertelemeyi ve stresimi bir şeyler yiyerek/ dikkat dağıtarak / vb. ile gidermeyi tercih ederim.
  3. Sonuç: İnternet!

Bu içimizde o kadar güçlü bir şekilde kökleşmiş bir alışkanlık ki bunu düşünmüyoruz bile. Otomatik olarak yapıyoruz.

Bu alışkanlığı değiştirmek durmalı ve düşünmeliyiz. Gelecekteki halinizi, yarın veya bundan bir yıl sonra düşünün. Bugün yapabileceğiniz ve tekrar yapacağınız hangi eylem gelecekte sizi daha mutlu kılar? Acı çekmek zorunda kalmamak için Gelecekteki Sen’e nasıl şefkat gösterebilirsin?

Bu şekilde düşünme pratiği yapın ve bunu alışkanlık haline getirin. Bunu bir sonraki alışkanlıkla birleştirdiğinizde bu yöntemin gücünü göreceksiniz.

Adımları Kolay ve Uygulanabilir Hale Getirin

Yukarıdaki alışkanlık basittir ve bu alışkanlık hakkında daha önce bir şeyler okumuş kişiler için belki de biraz fazla bariz bir çıkarımdır. Bu alışkanlık da öyle. Ancak çoğu insan bu iki alışkanlığı tek bir yöntemde birleştirmenin ne kadar güçlü olduğunun farkında değil. Aslında, ertelemeyenlerin çoğunun farkına varmadan bu iki alışkanlığı birlikte yaptığına inanıyorum.

Alışkanlık aslında şudur: Yapılması gereken işi o kadar yapılabilir görünmesini sağlayın ki başlamak kolay olsun. Başladıktan sonra ise artık işin içine girmişsinizdir. Zaten hareket halindesinizdir ve bu yüzden hareket etmeye devam edersiniz. Yani anahtar, ilk etapta hareket etmektir ve bunu, başlamayı gerçekten kolay gibi göstererek yaparsınız.

Gelecekteki daha mutlu olmak için şimdiki halinizi işe başlamak için aslında bir anlamda kandırıyorsunuz. Ama bu gerçek anlamda bir kandırmaca değil çünkü belki de iş aslında kolay fakat biz zihnimizde o kadar sert ve acı verici bir şeye dönüştürüyoruz ki onu erteliyoruz. Yani başlarsak o kadar da kötü olmadığını göreceğiz.

Bu yüzden, bir iş veya proje üzerinde düşünürken bu işe veya projeye başlamanın ne kadar kolay olacağını düşünmeyi alışkanlık haline getirin. Kitap yazma hedefiniz var ve 1 bölüm yazmak mı istiyorsunuz? 3-4 saat boyunca bu bölümle uğraşmanın ne kadar zor olacağını veya bölümü yazmadan önce kurgulamanız gereken ne kadar çok şey olduğunu düşünmeyin. Bunun yerine basitçe bir sayfa açın, güzel bir müzik açın ve aklınıza gelen ilk şeyi yazmayı düşünün. Kolay, yapılabilir, küçük. Sadece başlamanın ne kadar kolay olduğunu bir düşünün, her şeyi aynı anda düşünmeyin. Gerçek şu ki, her şeyi tek seferde yapamazsınız… tek yapabileceğiniz bir sonraki basit adımdır. Buna odaklanın.

Bu iki alışkanlığı birleştirin ve neler olacağını görün. Gelecekteki benliğinizle empati kurun ve sonra başlamak için mümkün olan en küçük yolu düşünün. Tıpkı işlerini ertelemeyen biri gibi olun!

Bonus: Yapılacak İşe Kendinizi Tamamen Açın

Son alışkanlık, işini ertelemeyen herkesin sahip olduğu bir alışkanlık olmasa bile diğer iki alışkanlıkla birlikte uygulandığında bireye çok şey kattığını düşündüğüm alışkanlık; çoğu alışkanlıktan biraz daha fazla farkındalık gerektirir.

Bu alışkanlık; 1) zor veya belirsizlikle dolu olduğu için bir işi yapmaktan nasıl uzaklaşmak istediğimizle veya 2) işi bir an önce bitirip (sanki bir angarya gibi) bir sonraki işe geçmek istememizle (çünkü daha yapacak çok işimiz vardır) ile ilgili. Bu yaklaşımla ilgili temel sorun, her işin yapılması gereken bir şeye, yapmaktan hoşlanmadığımız bir şeye dönüşmesidir. Bu, günlerimizi gerçekten sevmediğimiz şeyleri yaparak geçirdiğimiz anlamına gelir ve bir süre sonra bu, yorucu, stresli ve sıkıcı hale gelir.

Bu duygu ertelemeye yol açar çünkü gerçekten yapmak istemediği bir işi kim yapmak ister ki? Bunun yerine, yaptığınız işe kendinizi tamamen açabilir ve bu işte keyif alabilirsiniz. Bu, işi yaparken tamamen o işe kendinizi vermeye açık olmanızla ilgilidir. Örneğin:

  • Yazmaya başlamak üzeresiniz (veya başka bir benzer göreve), yazacağınız yere gidiyorsunuz.
  • Yapacağınız işe tam olarak bakıyorsunuz ve direnip direnmediğinizi, oradan gitmek isteyip istemediğinizi, hoşunuza gidip gitmediğini fark ediyorsunuz.
  • Gelecekteki siz’e şefkat duyarak bu işin başında kalmanıza izin veriyorsunuz.
  • İşi yapabildiğiniz için minnettarlık duyuyorsunuz ve bu işi emek verdiğiniz daha büyük bir görevle, değer verdiğiniz insanlarla ilişkilendiriyorsunuz.
  • Kime ve neye değer verdiğinize olan minnettarlık ve bağlılık hislerinin ortasında… işinizi bitirmişsinizdir ve basitçe bu işi yapmaktan keyif alırsınız.

Bu tür bir açılış ile genellikle işleri halletmeye çalışma şeklimiz arasındaki farka dikkat edin, tamamen farklılar.

Kendinizi yapacağınız işe açın, gelecekteki benliğinize merhamet duyun ve başlamak için en küçük, en yapılabilir yola odaklanın. Nelerin değişebileceğini görün.

 

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *